Urfa,
eski çağlardan beri doğu ile batının buluşma noktalarının en
hareketlisi ve en önemlisi olmuştur. Doğu ile batı dünyasını kültür ve
ticaret bakımından birbirine bağlayan eski ve önemli yollar sisteminin
bir düğüm noktası oluşu, bütün bu bölgede çok eskiden beri parlak bir
medeniyet seviyesine ulaşmış kentlerin kurulmasını hazırlamıştır.
Harran, Urfa, Suruç, Birecik, Samsat ve Rakka gibi, ne zaman
kuruldukları bilinmeyen kentleriyle dünya medeniyetinin en eski ve
büyük merkezlerden birini oluşturan bölgemizin eski çağlardaki ticari ve
askeri ulaşımını sağlayan yollar: Güneydoğudan kuzeybatıya doğru,
Zagros Dağları'nın eteklerini izleyerek, Dicle boyunca uzanan ve Yeni
Assur döneminde Kral Yolu adını taşıyan ana yol; Güney Mezopotamya’dan
Dicle’yi izleyerek gelip, Musul yoluyla Sincar’a, Nisibis’e (Nusaybin)
ve Râ’s el-Ayn üzerinden Harran ovasına, buradan da Fırat’ı Karkamış’ta
aşarak kuzeybatı ve güneybatıya ayrılmaktaydı
İçinde
Kalhu, Ninova ve Dur şarrikun gibi ünlü başkentlerin bulunuşu nedeniyle
Assur Üçgeni denen ve yöreden geçen bu birinci ana yolun dışında;
Mezopotamya’nın diğer önemli yolu Fırat vadisini izleyerek Babil’e
ulaşan yoldur. Güney Mezopotamya’ya gitmek için, ilkinden daha kısa olan
bu yol; Babil, Hit, Ana ve Rakka’ya ulaştıktan sonra,Belih suyunu
izleyerek Harran ovasına gelir. Burası çeşitli yönlere ayrılan
yolların birleştiği bir yerdir. Bu yollardan biri de kuzeydoğuya gider.
Diyarbakır-Bitlis hattını izleyen bu yol, Güneydoğu Toroslar’ı Bitlis
Geçidi üzerinden atlayarak Van Gölü yöresine kadar uzanır. Kuzeye giden
yol ise, muhtemelen Assur Koloni Çağı’nın geç döneminde de kullanılmış
gibi görünen ve Ergani-Maden Geçidi aracılığıyla Elazığ ve Malatya
bölgelerine ulaşan karayolu sistemidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder