Keldâniler 'in Bölgedeki Kısa Hakimiyeti
Nabuna‘id muhtemelen M.Ö.550
yılında bir fırsatını bulup 54 yıldan beridir harabe halinde bulunan
Harran’daki Tanrı Sin Tapınağı’nı yeniden restore ettirir (Bu
restorasyon büyük çaplı olup ancak beş yılda tamamlanabilmiştir) ve
tapınak son şekliyle islâm dönemine kadar ulaşır.
M.Ö. 540 yılında başlayan Pers
saldırıları, bir yıl sonra Kral Kyros’un Babil’e girmesiyle sonuçlanır
ve Keldâniler (Yeni Babil) Krallığı da artık tarihe karışmış olur.
Persler'in Bölgedeki Hakimiyeti
Kaynaklara göre, Urfa ve Harran bu dönemde Babil ve Suriye Satraplığı’na bağlanmış ve Satrap Gobryas’ın idaresine verilmiştir.
Bu dönemde bölgemizin dili olan
Arâmi dili ve yazısı, Yakın Doğu ve Anadolu’nun tümüne sahip olan Pers
imparatorluğu’nun resmi dili ve yazısı olarak kabul edilmiştir.
Pers Kralı I.Darius (saltanatı M.Ö. 522-486) döneminde bölgemiz Babilonya Satraplığı içine alınmıştır.
Persler, Fırat ile Dicle
nehirleri arasındaki geniş ve bereketli toprakları ekip biçerek
bölgedeki ziraati canlandırırlar. işlenen bu arazileri de savaşlarda
üstün başarı gösteren subaylara dağıtırlar. Bu asker-soylular aynı
zamanda yörenin yeni yöneticileri olurlar. Persler din önderlerine de
toprak bağışlayıp ayrıcalıklar tanıyarak, bunların kendilerinden yana
tutum almalarını sağlarlar, ancak kıyılardaki eski koloni kentlerine
söz geçiremeyen merkezi Pers yönetimi, bu kentlerde biriken ticaret
gelirlerinden yoksun kalınca, imparatorluk ekonomik bunalım içine düşer.
Bu fırsatı değerlendiren Makedonya Krallığı, iskender önderliğinde
Anadolu’ya girer. Pers orduları önce M.Ö. 334’te, ardından da M.Ö.
332’de Hatay’ın issos (Dörtyol) yakınlarında yenilince Urfa'yı da
içine alan Güneydoğu Anadolu bölgesi Makedonyalılar’ın eline geçer.
Makedonyalılar Urfa Bölgesinde
Bu dönemde Urfa bölgesinin
Osrhoene adıyla çağrıldığını, bölgemiz ve Mezopotamya’nın Yunan
kültürüyle tanıştığını görüyoruz. Birçok Makedonyalı ve Yunan asıllı
ahali ve tüccar bölgeye yerleşir ve bu arada Harran “Mygdonia“ adını
alarak buradaki tanrılara Yunanca isimler verilir. Böylece Doğu ve
Yunan kültürleri arasında meydana gelen kaynaşma sonucu Hellenizm
kültürü bölgeye hakim olur. Bu kültürde yine Arâmi dili ve kültürünün
önemli bir etkisi görülür. ileride görüleceği gibi, Urfa zamanla
Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelirken, Harran
putperest ve Hellenizm kültürünün en büyük merkezlerinden biri olmaya
devam edecek ve bundan dolayı kilise babaları tarafından “Putperest
Kenti“ anlamına gelen “Hellenopolis“ adını alacaktır.
Yunan kültürünü benimseyen bölgemiz ahalisi Arâmiler, bu kültürü daha sonra Araplar’a aktarma görevini de üstleneceklerdir.
İskender, Güneybatı Asya’ya doğru
fetihlerini sürdürürken Güneydoğu Anadolu’yu generallerine bırakır.
M.Ö. 13 Haziran 323 yılında beklenmedik bir zamanda, bilinmeyen bir
sebepten dolayı, genç yaşta ölmesi üzerine, generaller arasında
imparatorluğu paylaşma savaşları başlar. Savaşların bitiminde yapılan
antlaşmada satraplıkların değil de, bölgelerin bölünmesine karar
verilir. Yukarı Asya satraplıklarının bir bölümüyle Babylonya’ya sahip
olan General Seleukos Nikator (Galip) M.Ö. 306 yılında krallığını ilan
eder.
Seleukoslar'ın Bölgemizdeki Faaliyetleri
I.Seleukos Nikator, 5 yıl önce
yapmış olduğu savaşlar neticesinde topraklarını biraz olsun genişletmiş
ve bu esnada Harran’a da uğramıştı. Seleukos Nikator bu başarılı
faaliyetleriyle Pers imparatorluğu’nun kalıntıları üzerine yükselecek
olan yeni bir devletin temelini atmış oluyor ve. başkentini de
Babilonya’dan Dicle kıyısında kurduğu Seleukeia kentine taşıyordu.
Urfa, bu dönemde Arâmiler
tarafından Urhay olarak çağrılıyordu. M.Ö. 302 yılında I.Seleukos
Nikator tarafından eski bir yerleşim alanının kalıntıları üzerine
yeniden kurulan Urfa, “Suları bol” anlamına gelen “Edessa“ ismini alır.
Edessa o dönemde Makedonya’nın başkentinin adı idi; ancak Urfa’nın o
dönemde sulak oluşu ve yeşilliğinin bolluğundan dolayı Edessa’ya
benzediği için bu isim verilir.
Bu tarihlerde Mezopotamya’da
Edessa’dan başka birçok askeri koloniler ve kentler kurulur. Bunlardan
birkaçı Osrhoene (civarıyla birlikte Urfa bölgesi) bölgesinde
bulunuyordu. Kurulmuş olan bu kentlerden Karrai (Harran), Makedonopolis
(Birecik), Nikephorion (Rakka) ve Anthemusia (Suruç) bölgemiz için
oldukça önemli idiler.
Seleukos Kralı II.Antiokhos Teos,
M.Ö. 261 yılında tahta geçtiğinde doğudaki eyâletler merkezden
ayrılmış, buralarda Parth ve Baktriyan krallıkları kurulmuştu.
III.Suriye Savaşı olarak anılan
savaşlar esnasında, Mısır Firavunu Ptolemaios Evergetes Seleukos
ordusunu yenerek Fırat’ı aşar, Mezopotamya’ya girerek kuzeye doğru
ilerler. M.Ö. 245 yılında Urfa bölgesini de ele geçirir. Seleukos Kralı
Kallinikos, ancak kuzey komşusu Pontus Kralı ile anlaşarak Antakya ve
Urfa yörelerini geri alabilir. Bu olaydan sonra Seleukoslar’ın Akdeniz
kıyılarındaki üstünlükleri de sona erer.
M.Ö. 140 yılında Zagros Dağları
civarında yapılan Parthlar ve Seleukoslar çarpışması sonucunda
Seleukoslar iran ve Mezopotamya'yı kaybederler ve başkentlerini
Antakya'ya taşırlar.
Bu dönemde Urfa'daki Balıklıgöl, Seluk Gölü ve daha sonra Seleukos Gölü olarak bilinir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder