ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
I) OSRHOENE (EDESSA) KRALLİĞİ DÖNEMi (M.Ö. 132-M.S. 244)
Seleukoslar’ın giderek
zayıflaması sonucu, Urfa bölgesindeki etkilerinin azalmasını fırsat
bilen, belki de bölgedeki otorite yetersizliğini değerlendiren Arâmi
asıllı Süryâniler, aşiret reisi Aryu (Arslan) önderliğinde Osrhoene
Krallığı’nı ilan ederler (M.Ö. 132). Böylece Urfa bölgesi tarihte ilk
kez kendine özgü bir krallığa kavuşmuş olur. Başkent ise merkezi Urfa
olan Edessa idi. Yunanlı tarihçiler bu krallara Phylark veya Topark yani
“Kent Kralı” diyorlardı.
Roma Ordusunun Hezimeti
M.Ö. 53 yılında Romalı General
Crassus, Parthlar’a karşı zafer kazanmak amacıyla Suriye’ye gelir.
Civarda birkaç kenti zapteder ve bazı birlikleri yenmek suretiyle
imparator ünvanını almak için acelece Fırat’ı geçer ve Rakka üzerinden
Harran’a doğru giderken, Parth süvarileri tarafından Harran’da etrafı
çevrilir. Tuzağa düşürülen Roma ordusu büyük kayıp verir ve General
Crassus da esir düşer. 50.000 kişilik Roma ordusundan pek azı kaçarak
Fırat boylarına ulaşır.
Hıristiyanlığın Kabul Edilmesi ve Abgar Efsânesi
M.Ö. 4 ile M.S. 7 tarihleri
arasında ilk kez 10 yıl hüküm süren V. Abgar’ın 13-50 yılları
arasındaki 37 yıllık ikinci saltanat devresinin Hıristiyanlık tarihi
açısından çok önemli bir yeri vardır. Hıristiyanlık gelmeden önce, bütün
Mezopotamya halkı ilâhi sistemi reddetmiş ve atalarının dini olan
putperestliğe geri dönmüşlerdi. Ay, güneş, yıldız ve gezegenlere
tapıyorlar; bundan başka kendilerinin çıkarmış oldukları birçok şeye
tanrılık isnad ederek tapınıyorlardı. Bu inanç-Ay Tanrısı Sin
inancı-Urfa bölgesinde de hakim idi. Bu döneme ait inanç motiflerini ve
yazılarını Urfa’nın 65 km. güneydoğusundaki antik Soğmatar kentinde
görebilmek mümkündür.
Efsaneye göre; V.Abgar ilk
Hıristiyan kraldır ve Hz.isa’nın ölümünden hemen sonra, Hıristiyanlığı
kabul etmiş ve kendi halkına da benimsetmiştir. Bu konu ile ilgili
efsane şöyledir. Edessa Kralı V.Abgar Ukkama, o sıralar cüzzam
hastalığına yakalanmış ve bundan dolayı oldukça ızdırap çekiyordu. Kral,
Hz.isa’nın hastaları iyileştirdiğini duymuştu; ancak çok hasta
olduğundan dolayı bizzat Kudüs’e gidemiyordu. Hannan adındaki bir
kuryesini, ona inandığını ve yeni dinini öğrenmek istediğini belirten
bir mektupla Hz.isa'yagönderir ve onu Urfa'ya davet eder. Bu kurye aynı
zamanda becerikli bir ressamdır. Hannan, Hz.isa’ya götürdüğü mektubu
sunduktan sonra yüksek bir yere çıkarak onun portresini yapmayı dener,
ancak bir türlü başarılı olamaz. Bunu sezen Hz. isa, yüzünü yıkar ve
kendisine uzatılan bir mendille yüzünü silip Hannan’a verir. Hz. isa’nın
yüzünün resmi, mendile çıkmıştır. Hannan bir mektupla birlikte bu
mendili de alarak Edessa’ya döner.
Hz.isa, Edessa Kralı V.Abgar Ukkama’ya gönderdiği mektupta şöyle demiştir:
“Ne mutlu sana Abgar ve Edessa
adındaki kentine ! Ne mutlu beni görmeden bana inanmış olan sana !
Çünkü sana devamlı sağlıklılık bahşedilecektir. Senin yanına gelmem
hususunda bana yazdıklarına gelince; bilesin ki, görevlendirilmiş
olduğum herşeyi burada tamamlamak ve bu işi bitirdikten sonra beni
göndermiş olana, Baba’ya dönmem gereklidir. Sana ızdıraplarını
(hastalıklarını) iyileştirmek; sana ve seninle beraber olanlara ebedi
yaşam ve barış bahşetmek, ayrıca senin kentine dünyanın sonuna kadar
düşmanlar tarafından boyun eğdirilmemeyi sağlamak üzere havarilerimden
birisini, Thomas da denilen Adday’ı göndereceğim. Amin. Efendimiz
Christo’nun mektubu.“
Bu mektubun Yunancası Urfa’da
antik çağdan kalma bir mağaranın girişi üzerine kazınmıştır. Mağara ve
mektuptan herhangi bir kalıntı maalesef günümüze ulaşmamıştır.
Edessa Kralı V.Abgar, Hz.isa’nın
portresi gözüken kutsal mendil (Hagion Mandylion) sayesinde sağlığına
kavuşmuş ve daha sonra bu mendili bir tahtaya gerdirerek kentin giriş
kapısında bir niş içine koydurmuştur. Bu kutsal mendil, yüzyıllarca
Hıristiyan sanatında, Ortaçağ’ın Bizans-islâm ilişkilerinde önemli ve
büyük bir rol oynamıştır. Ayrıca bu mektubun nüshaları çoğaltılarak
muska şeklinde buraya gelen ziyaretçilere verilmiştir.
Çeşitli Olaylar
M.S. 114 yılında Roma imparatoru
Trajanus, kışlamak üzere Suriye’ye dönerken Urfa’ya uğrar. Kral
VII.Abgar, (saltanatı 109-116) imparatoru kentin dışında hediyelerle
karşılar.
Urfalılar, 116 yılında
Mezopotamya’nın genelinde çıkan isyâna katılarak Roma garnizonlarını
kılıçtan geçirirler ve kovarlar. Ancak Urfa halkı bu isyânın bedelini
ağır bir şekilde öder; kent kuşatılarak zaptedilir, ceza olarak kan ve
ateşe boğulur. VII.Abgar’ın da saltanatı son bularak Urfa, Roma
himâyesine girer. Bu himâye imparator Trajanus’un 117 yılındaki ölümüne
kadar devam eder.
163 Yılında iki büyük güç olan
Roma ve Parth kuvvetleri arasında Ermenistan Krallığı yüzünden çıkan bir
anlaşmazlık sonucu, Osrhoene ve Mezopotamya Romalılar tarafından
zaptedilir. Birecik yakınında başlayıp Romalılar’ın galibiyetiyle
sonuçlanan zor savaşlardan sonra Urfa kuşatılır. Urfalılar kentteki
Parth garnizonundakilerini öldürerek kenti Romalılar’a teslim ederler.
Bu esnada Urfa tahtında Kral Vail bar Sahru (saltanatı 163-165)
bulunuyordu.
Bölgemizin Roma Himayesine Girişi
Urfa, 165 yılında Romalı General
Avidius Cassius tarafından kuşatılır ve kentte katliam yapılır. Bunun
devamında ise Urfa ve Harran birkez daha Roma himâyesine girer. Bu
himaye ilerde görüleceği gibi krallığın 244 yılındaki yıkılışına kadar
sürecektir.
166 Yılında bir barış antlaşmasıyla Urfa Kralı VIII.Ma‘nu, Roma’nın bir müvekkili olarak Philoromaios adıyla tahta iade edilir.
Roma, imparatorluğun her
tarafında (Urfa bölgesi de dahil) topraklarını korumak için karakollar
kurar. Özellikle bu karakollar, Doğu'da iranlılar ve bedevilerin akın ve
baskınlarını kontrol altında tutuyordu. Bu amaçla imparator Septimius
Severus, 197 yılında Parthlar'a karşı bir askeri sefer esnasında Halfeti
ile Urfa arasında, Eski Hisar, Büyük Keşişlik ve Ank Köyü'nde birer
kale, Uzunburç, Tatburcu, Sayburç, Beyburcu ve Kızılburç'da ise birer
gözetleme kulesi yaptırır. Bu tür yapılar daha çok Halfeti-Suruç ve Urfa
üçgenindeki alanda yapılmış olup, kalıntılarını görebilmek mümkündür.
Urfa Tarihindeki ilk Su Baskını
201 Kasım’ında Urfa tarihinin ilk
büyük su baskını meydana gelir. Bu tufanda 2.000’den fazla insan
boğularak veya enkaz altında kalarak can verir. Bundan başka kentteki
Hıristiyanlar Kilisesi ve Kraliyet Sarayı da yıkılır. Bu olaydan sonra
Kral VIII.Büyük Abgar (Ma‘nu oğlu), yazlık ve kışlık olmak üzere iki
saray yaptırır. Kışlık saray kalede yapılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder